“YERLİ” STEVEN’LAR – IV

Lord Kinross’un “Atatürk” isimli çalışması (Altın Kitaplar, 2008, İstanbul, Çev. : Necdet Sander), Türkiye’de en çok tanınmış resmî kaynaklar arasındadır. Lord Kinross, Türkiye’de uzun süre yaşamış olan bir İngiliz diplomattı.

 

Kinross, “Atatürk”ü hazırlarken Çankaya’daki Cumhurbaşkanlığı arşivlerinden ve Enver Ziya Karal gibi akademisyenlerden yararlanmıştı. İsmet İnönü, Rauf Orbay, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Falih Rıfkı Atay, Hasan Rıza Soyak, Şevket Süreyya Aydemir, Yakup Kadri Karaosmanoğlu vb önde gelen pek çok Kemalist şahsiyet de kendisine yardımcı olmuştu (s. 11 – 13).

 

Mustafa Kemal’i şu an bile seven ve sayan insanları şaşırtması, hatta dehşete düşürmesi gereken pek çok itiraf vardır “Atatürk”te. Bunları teker teker sıralamak istiyorum şimdi :

 

“… General Liman von Sanders’e Türk ordusu üzerinde geniş bir yönetim yetkisi verilmişti…” (s. 89).

 

Mustafa Kemal’in de amiri olan bir Alman subayına, emperyalist Alman devletinin Genelkurmayı’na bağlı olarak çalışan bir askere, Türk ordusunu kontrol etme ve kullanma imkânını verenlere (İttihat ve Terakki yönetimine) vatan haini denmez de ne denirdi peki dostlar? Ama Türkiye’deki resmî tarih, bu vatan hainlerini vatanperver ilan etmekten hiç vazgeçmiyor. Alman emperyalistlerinin hegemonyası altında başka emperyalistlere karşı dövüşmeyi vatanseverlik (!) sayıyor.

 

Devam. 

 

137. sayfada Mustafa Kemal’in İsmet Paşa’nın yardımıyla hazırlayıp Talat ve Enver Paşa’lara gönderdiği bir rapordan bir pasaj yer alıyor. Bu rapor, Eylül 1917 döneminin Osmanlı ülkesini tasvir ediyor. Şöyle :

 

“… Şimdiki Türk hükümetiyle (Türk halkı) arasında hiçbir bağ kalmamıştır. Zaten ‘milletimiz’, hemen hemen sadece kadınlardan, çocuklardan ve sakatlardan ibaret. Herkesin gözünde de hükümet kendilerini ısrarla açlığa ve ölüme süren bir kuvvettir. Devlet teşkilatı otoriteden yoksundur. İdare anarşi içindedir. Atılan her adım, halkın hükümete karşı duyduğu derin nefreti artırmaktadır. Bütün memurlar rüşvet almakta, görevlerini kötüye kullanmakta, her türlü yolsuzluğu yapmaktadırlar… Hayatta kalabilme çabası yüzünden en iyi ve en dürüst kişiler bile her türlü kutsal duyguyu unutuyorlar…”  (abç)  

 

Osmanlı devletinin nasıl da iliklerine kadar çürümüş ve halka yabancılaşmış bir yapı olduğunun bu açıklamadan daha iyi bir göstergesi olacağını sanmıyorum. Bu devletin hiçbir haklı, meşru savaş yürütemeyeceği aşikârdır.

 

Devam edelim.

 

Birinci Dünya Savaşı bitmiş ve “Anadolu”, İngiliz-Fransız-İtalyan emperyalistlerinin işgali altına girmiştir. Bu sırada Mustafa Kemal ve adamlarının neler yaptığını, ne durumda olduklarını, emperyalistlerin onlara karşı nasıl davrandığını da yine Kinross’dan öğrenelim :

 

“… Eğer İngilizler Anadolu’da sorumluluğu üzerlerine almak niyetindeyseler tecrübeli valilere ihtiyaçları olacaktır. Bu sıfatla yardımı arzedebileceğim bir makamla temasa geçmek isterdim…” (Mustafa Kemal’in İngiliz gazeteci G. Ward Price’a verdiği demeçten, s. 179).

İtalyan Yüksek Komiseri Kont Sforza, Mustafa Kemal’e, girişeceği tüm işlerde İtalya’nın desteğine güvenebileceğini belirtti. “Eğer başınız sıkışacak olursa, bu elçiliğin her zaman emrinize amade olduğuna güvenebilirsiniz” dedi (ibid).

“… Bir gazete İttihatçılar yakalandığı halde, Mustafa Kemal ile Rauf (Orbay’ın) niçin hâlâ ‘Beyoğlu’nda ellerini-kollarını sallaya sallaya dolaştıklarını’ soruyordu…” (s. 181, abç).

Samsun, İngiliz işgali altındaydı (s. 186). Mustafa Kemal, İngiliz yüksek makamlarının müsaadesiyle Samsun’a gidiş vizesi aldı (s. 195). (1919 yılı sona ermeden önce) İngilizler, Samsun’dan çekildiler (s. 237).

“… Mustafa Kemal, eskimiş lastiklerinin içine bez doldurularak şişirildiğini söylediği, külüstür-açık Benz otomobiliyle göründü. Arkadaşlarıyla birlikte kente yaklaşırken, kendilerini bir gönüllü ordusu karşıladı. Yüzlerce atlı ve yaya, yerel giysileri içinde, eski biçim kocaman tüfekleriyle gösteriler yapıyor, bayraklarını sallıyor, arada bir sıradan ayrılarak havaya sıçrayıp yerli oyunlar oynuyorlardı. Kaleye çıkan dar ve dik sokaklar, davul-zurna sesleriyle çınlamaktaydı. Arkadan daha ağırbaşlı bir yürüyüşle çeşitli esnaf loncalarının adamları geliyordu. Ankaralılar, şimdiye kadar böyle büyük bir toplantı görmemişlerdi. Kentte bulunan birkaç yabancı, bu hali şaşkınlıkla seyrediyorlardı. Topluluk, millî duygularının coşkunluğunu göstermek için, yol değiştirerek, birkaç gün önce İngilizler’in işgal ettiği istasyondan geçti. O sırada daha üzerinde Fransız bayrağı dalgalanan, sonraki meclis binasının çevresinde, Fransızlar’la Tunuslu askerleri duvarların üstüne tünemiş bakıyorlardı…” (s. 242, abç ; Mustafa Kemal’in Ankara’ya gelişi, Aralık 1919’dur). 

“… Şimdi Fransızlar da silah hırsızlığına göz yummaya başlamışlardı. Milliyetçiler, Gelibolu’da Fransızlar’ın korumakta oldukları bir silah deposundan büyük ölçüde silah yağma etmişlerdi. Fransızlar buna karşı, sadece, saldırganların kendi nöbetçilerinden sayıca üstün olduğunu söylemekle yetindiler. Yunanlılar’la çekişme halinde olan İtalyanlar, daha baştan beri milliyetçileri (Türk milliyetçileri/Kemalistler kastediliyor – CS) tutmakta ve şimdi de, birliklerini çekmeye hazırlandıkları şu sırada onlara silah satmaktaydılar. Üstelik taşıyıcılara kendi müttefiklerinin kontrolünden sıyrılmak için yardım bile ediyorlardı. İngilizler’e gelince, onlar da baştan beri silahların saklanıp toplanması işini pek sıkı tutmamışlardı. Bir İngiliz kurmayı, genel karargâhta, yalnız Türkler’in silahlarını alıp da Rumlar’ınkini bırakmanın haklı bir şey olmadığını söylemişti. Milliyetçi kuvvetlerin silahlanması böylece sürüp gidiyordu…” (s. 248, abç).

 

Evet, Kemalistler’in ne kadar da anti-emperyalist olduklarına (?!) işte böylece hep birlikte şahitlik etmekteyiz. Kemalist hareketin yedi düvele karşı savaşı (!!!), Kemalistler’in önderliğindeki anti-emperyalist kurtuluş destanı (!!!) esasında Fransız, İngiliz ve İtalyan devletlerinin maddî-manevî desteği ve himayesiyle gerçekleşmiştir.

 

Peki Kemalistler, sonra ne yaptılar? Sonra nasıl bir rejim kurdular Türkiye’de? Onu da Kinross’tan okuyalım :

 

“… Ankara’yı gezmeye gelen bir senatör, Meclis’i çalışır halde göremediği için üzüntüsünü bildirince Mustafa Kemal, yanındaki rehbere döndü ve ‘Bizim hayvanat bahçesini niye göstermediniz?’ dedi…” (s. 281).

“… Bir Fransız gazeteci, Türkiye’nin bir sarhoş, bir sağır ve 300 sağır-dilsiz tarafından yönetildiğini yazmıştı. Mustafa Kemal, ‘Yanlış!’ diye cevap verdi. ‘Türkiye’yi yalnız bir tek sarhoş idare eder’…” (s. 309 ; Mustafa Kemal, daha genç yaştayken rakı içmeyi alışkanlık edinmişti [a. g. k., s. 33]. Mustafa Kemal içki ve kadına düşkündü [a. g. k., s. 132]).

“… Vekiller, kuramsal olarak Meclis tarafından seçiliyordu. Ama aslında bunları Başkan (Mustafa Kemal) öneriyor, Meclis de onaylamaktan başka bir şey yapmıyordu. Mustafa Kemal böylece hem Meclis’e, hem de kabineye hükmedebilecek durumdaydı…” (s. 357).

“(Mustafa Kemal), Latife Hanım’la evlenirken Müslüman geleneklerini bir yana iterek, töreni Batı ilkelerine uydurmuştu. Boşanırken ise bir erkeğe sorgusuz-sualsiz karısını boşamak hakkını tanıyan İslam yasalarına göre davranmıştı. ‘Boş ol’ ya da ‘Bir daha yüzünü görmeyeyim’ demekle bu iş oluyordu. O da böyle yaptı…” (s. 493).

“… Mustafa Kemal, muhaliflerini ortadan kaldırmasının ve diktatörlüğe kaymasının nedenlerini sonradan bir arkadaşına açıklarken, ‘Halktan çekiniyorum’ demişti… Öne sürdüğü bütün demokrasi ilkelerine aykırı bir siyaset gütmeye başlamıştı…” (s. 505).

“… Mustafa Kemal’in dini reformları yeni bir yaşama göreneği gibi geliştirilmemiş, tepeden inme ve yapay bir şekilde yerleştirilmişti…” (s. 526).

“Ben istersem bir adamı elime alır, yükseklere çıkarırım. Ama o bunu anlamaz da kendi değeriyle yükseldiğini sanırsa, o zaman da paçavra gibi silker atarım” (Atatürk’ün sözü, s. 559).    

 

Kemalizm’in faşist bir diktatörlükten, kanlı ve keyfî bir despotizmden başka hiçbir şey olmadığının ve de olamayacağının delilleriydi tüm bu satırlar. Kemalistler, sahip olmakla çok övündükleri o “laikliği” bile Türkiye’de tanınmaz hale getirmişlerdi. 

 

 

Hemen hatırlatayım, zannedilenin aksine Kinross’un ve yardımcılarının amacı Atatürk’ü asla karalamak falan değil, bilakis, mümkün mertebe O’nu yüceltmekti. Fakat belki istemeye istemeye, belki  dalgınlıkla da olsa birçok kirli gerçeği “Atatürk”te anlatmak zorunda (elbette çok kısa biçimde) kalmışlardı. Çünkü Atatürk’ü daha da büyütme niyeti ve ayrıca bunun için gerekli olan zeka, bilgi ve yetenek, mızrağın çuvala sığmasına (en azından tam anlamıyla sığmasına) asla yeterli gel(e)mezdi.    

 

Kinross, tabii ki Atatürk’le ilgili her kirli gerçeği anlatmak zorunda kalmamıştı. Tam tersine Kinross, birçok kirli gerçeği fırsat buldukça ve elinden geldikçe yok sayma çabası içine girmişti. Mesela bir sayfada şöyle yazmıştı kendisi :

 

“… Mustafa Kemal, Türkiye’nin Almanya yanında savaşa katılmasının şiddetle karşısındaydı… M. Kemal, Enver’in aksine, yalnız Almanlar’ı sevmemekle, onlara güvenmemekle kalmıyor, onların savaşı kazanacak yetenekte olduklarına da inanmıyordu…” (s. 90 ; hatta Alman Mareşal von Falkenhayn’ın Mustafa Kemal’e verdiği rüşvetin [birkaç kutuluk altın] bile Mustafa Kemal tarafından kabul edilmediğini belirtiyor Kinross, s. 136).

 

!!!

 

İşte bu çok bariz bir yalandı. Mustafa Kemal, 1916 yılında Almanya tarafından 1. ve 2. dereceden Demir Haç nişanları ile ödüllendirilmişti. Yine Mustafa Kemal, 1918 yılında Alman İmparatoru II. Wilhelm tarafından 1. dereceden Kron dö Prusya nişanıyla mükâfatlandırılmıştı (Bkz. : “Büyük Nutuk’ta Kim Kimdir?”, Orhan Bayrak, Milenyum Yayınları, İstanbul, 2004, s. 12).

 

Almanya’ya karşı son derece negatif duygular içinde olan bir subayın, Almanya tarafından kendisine böyle üstün hizmet madalyaları verilmesi mümkün müydü? Mustafa Kemal madem Alman emperyalistlerinden bu kadar hoşnutsuzdu, o halde neden onlara canla başla hizmet edip takdirlerini kazanmakla meşgul oluyordu?!

 

 

Birinci Dünya Savaşı’nda Alman emperyalistlerine, “Kurtuluş” Savaşı’nda (aslında Ermeniler’den, Yunanlılar’dan, Kürtler’den ve komünistlerden kurtulma savaşıydı bu) ise İngiliz-Fransız-İtalyan emperyalistlerine hizmet etmek. İşte Kemalistler’in dillerine pelesenk ettikleri vatanseverlik anlayışları!

 

…………………………………………………………………………………………………………

Advertisements

About cevatsabri

Marxist-Leninist
This entry was posted in Uncategorized. Bookmark the permalink.

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out /  Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out /  Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out /  Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out /  Change )

w

Connecting to %s